YENİ(?) DEVLETE UYGUN YENİ MUHALEFET ARAYIŞLARI VE CHP

24 Haziran seçim sonuçlarıyla fiilen uygulanan başkanlık sistemi hukuki kimlik kazanarak yürürlüğe girdi. Bu şu anlama geliyor. Paralel devlet, normatif devlete son verip devleti resmen ele geçirdi. Erdoğan olmasaydı belki bu yapı başarılı olmayabilirdi. 15 Temmuz'un ikinci yıl dönümüne girerken asıl darbenin nasıl yapıldığını görüyoruz. Bundan sonra Erdoğan'ın varlığı veya yokluğu o kadar önemli değil. Erdoğan iyice çevrelenmiş durumda. Kişiler önemli olmasa da bu sistemin üç ayağı var. Siyasal kanadı temsil eden İbrahim Kalın, Askeri kanadı Hulusi Akar, İstihbarat ve güvenlik boyutunu ise Hakan Fidan temsil ediyor. Bu üçlü yapı güçlü bir merkezi bürokratik yapı anlamına geliyor. Yeni devlet ya da yenilenmiş devlet bu üç ayak üzerinde şekilleniyor. Ekonomi, medya ve yargı bu mekanizma üzerinden özel yöntemlerle yönlendiriliyor. Benzetme abes gibi olsa da bu yapı geçmişte Sovyetler Birliği şimdi ise Çin Komünist Partisinin durumunu andırıyor. Oluşan oligarşik bürokratik yapı kendisini yaşatmak için Erdoğan gibi bir aktöre ihtiyaç duyuyor. Seçimlerden iki ay öncesine gidelim. Üçlüden ikisi Kalın ve Akar, Erdoğan karşısındaki en önemli rakip Abdullah Gül'ü saf dışı bıraktılar. Dikkat edilirse bu saf dışı bırakışta Hakan Fidan'ı göremedik. Ne de olsa istihbaratçı kendisi. Belki de etkisi en büyük olanlardan biridir. 15 Temmuz 2016 Darbe girişimi bahanesi ile 20 Temmuz 2016’da yapılan Darbe ile Olağanüstü adı altında Anayasa yürürlükten kaldırıldı. Başka bir deyişle Başkanlık hükümet sistemini ön gören Anayasanın yürürlüğe girmesi için Anayasa ve Meclis askıya alındı. 16 Nisan 2017’de yapılan referandum oyunu ile yeni Anayasa kabul edildi. Yargı ve partili Cumhurbaşkanlığına imkan sağlayan maddeler bu tarihte yürürlüğe girdi. Diğer hükümler ise Kasım 2019’da yürürlüğe girecekti. Bu arada Meclis uyum yasalarını çıkaracaktı. Bahçeli’yi yanına alan Erdoğan bu süre zarfında uyum yasaları için hiçbir çalışma yapmadı. Nisan ayında verilen bir kararla Cumhurbaşkanlığı ve TBMM seçimlerinin 24 Haziran 2018’de yapılması kararlaştırıldı. Sonucu garantilemek adına seçim yasasında değişiklikler yapılmakla yetinilmedi. Sonuca etki edebilecek bazı kişilerin Cumhurbaşkanı adayı olmasının önü kesildi. Sonuçta Erdoğan 24 Haziran’da muradına ererek fiilen yürüttüğü başkanlığına hukuki bir dayanak oluşturdu. Çok kısa bir süre içinde kendisine bundan sonra “Başkan” denilmesi gerektiğini söyleyerek bir iki saat içinde kabinesini kurduğunu ilan etti. Kurduğu kabineyi TBMM’ne haber dahi vermedi. İlk toplantısını da temsili olarak tarihi ilk meclis binasında yaptı. Böyle yapmakla asıl meclisin kendisi ve kendisi tarafından oluşturulan kabine olduğu mesajını verdi. Bundan sonra peş peşe Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri(CBK) Resmi Gazete’de yayınlanmaya başladı. Bir önceki meclis tarafından yapılması gereken düzenlemelerin tamamı CBK ile yapıldı. Bu da her şeyin önceden hazırlandığını gösteriyordu. Aslında Türk siyasetinin örgütsel ve ideolojik çerçevesi 16 Nisan Referandumunda kabul edilen Anayasa değişikliği ile belirlendi. 15 Temmuz Anayasası ile bu çerçevenin hazırlıkları yapılıyordu. Bu yapılan bir tür Paralel devlet yapılanmasıydı. 24 Haziran seçiminden sonra paralel devlet normal devletin yerini aldı. Başka bir deyişle Derin devlet tam olarak devlet haline geldi. Türkçü Kemalist devlette herşey kanunlara dayandırılıyordu. İslamcı Kemalizm'de buna da gerek duyulmuyor. Kanuna, meclise gerek yok. Bu da Türk siyasetinin yeni örgütsel çerçevesidir. Yeni Sistemde CHP’nin başına İnce mi? İşin ilginç tarafı muhalefetin başında Kemal adlı biri bulunuyor. Kemalistliği de bundan ibaret. O bile, kendisini başkanlığa uygun görmedi. 24 Haziran seçimlerinde Erdoğan'ın karşısına başka bir Erdoğan'ı koyma arayışında başarılı olmayınca kendisinin Kongre rakibi Muharrem İnce’yi aday gösterdi. Cuma namazı gösterisi ile adaylık startını Cami’den veren İnce’nin ilk kararı Erdoğan’ı ziyaretiydi. Sonunda Erdoğan bir gece yarısında yarım saatliğine onu AKP Genel Merkez binasında kabul etti. Bazı istisnalar dışında Saray’ı meşru görmeyen Kılıçdaroğlu’nun tersine İnce’nin bu atağı bir anlamda Erdoğan’a bir meşruiyet alanı yarattı. Her ne kadar İnce, seçim meydanlarında ve ekranlarda Erdoğan’a sert yüklense de Erdoğan bundan o kadar rahatsız da değildi. Erdoğan, söylemini de İnce karşıtlığı şeklinde oluşturdu. İnce de “Başkan” olduğunda tüm yetkilerini kullanacağını söyleyerek bilmeden 24 Haziran sonrası Erdoğan’a büyük bir alan açmış oldu. Sayımın devam ettiği, resmi sonuçların henüz açıklanmadığı bir anda İnce’nin “Adam kazandı” şeklindeki mesajı her yönüyle meşru olmayan seçim sonuçlarının meşru görülmesini sağladı. Kılıçdaroğlu’nun tersine İnce, Erdoğan’ı kazandığından dolayı arayıp tebrik etti. Bu tebrik Erdoğan’ın işini kolaylaştırdığı gibi İnce’ye de CHP Genel Başkan olmasının yolunu açtı. Kılıçdaroğlu defalarca yenilmiş olmasına rağmen hiçbir zaman “bükemediğim eli öperim” anlayışı içine girmedi. İnce ise seçim gecesi ve sonrasındaki tutum ve davranışlarıyla Erdoğan’a “bükemediği eli öperim” anlayışı içine girdi. İnce’nin bu tutumu, Erdoğan’la ve onun oluşturduğu sistemle “iyi geçinebilirim” çağrısıdır. Bu bir anlamda siyasetin AKP/MHP/Erdoğan tarafından belirlenen çerçevede yapılması anlamına geliyor. Bunu söylerken Kılıçdaroğlu’nun direnişçi bir yapıya sahip olduğunu demek istemiyorum. Ancak Kılıçdaroğlu hiçbir zaman İnce’nin bu durumuna düşmedi. Başarılı olup olmaması bir yana bir şekilde Erdoğan’ın karşısında farklı seçenekler sunuyor, siyaseti Erdoğan’ın belirlediği kurallara bırakmak istemiyordu. İşin ilginç tarafı CHP ile Millet İttifakını kuran Saadet ve İyi Parti liderleri de İttifakın kurucusu Kılıçdaroğlu’nu yarı yolda bıraktılar. Bu nedenle, Kılıçdaroğlu’nu zor günler bekliyor. İnce ve ekibi imzaları tamamlayarak Seçimli kongreyi toplayacak gibi görünüyorlar.  Kürde Yer Yok Yeni oluşturulan çerçevede Kürde yer yok. Bu Kürt Kuzey Irak'ta, Kuzey Suriye'de, Batı İran'da, Türkiye'nin Güney/Doğusunda olsa bile fark etmez. Olmayan Meclisin iç tüzüğünde Kürt ve Kürdistan adını kullanmak yasak. Kısacası, yeni sistemde Kürde ve yer yok. Ama Kürt  var. Parlak ve kamaştırıcı ışığı, ilkini alt etti, yeni versiyonun ömrü tekli yıllara sayılıdır. Çünkü demokratik özgürlükçü yürekler orada atıyor. Yeter ki HDP bunu anlayıp, radikal demokrasi mücadelesi verebilsin.
 

YORUM EKLE