Türkiye'de artarak devam iş cinayetleri

Türkiye’nin sosyo-ekonomik yapısı üzerine eleştirel bir yazı kaleme almak istediğimiz zaman konu bulma konusunda hiç sıkıntıya düşmüyoruz. Akademisyenler ve araştırmacılar, ironiktir ki, eşsiz ve bakir bir çalışma evrenine sahipler. Ülkede işler o kadar yolunda gitmiyor ki, bu evren hepimizi ufak da olsa bir sorumluluk almak üzere harekete davet ediyor. Ben de bu ilk yazımda kısaca iş kazaları/iş cinayetleri konusunu ele alarak bu evrene dalmak niyetindeyim. Doğrusu, Türkiye’deki iş cinayetleri ile ilgili raporlara ve haberlere bakmak bir miktar cesaret gerektiriyor. Vaka sayıları akıl almaz bir biçimde yüksek.  “İş sağlığı ve İş güvenliği Meclisi” raporlarına göre sadece 2018 yılının ocak ayında 144, şubat ayında 128 ve mart ayında 122 işçi iş cinayetleri nedeniyle hayatını kaybetmiş. 2017 yılında hayatını kaybedenlerin sayısı ise 2006! OHAL uygulamalarının ve kanun hükmünde kararnamelerin ülke yönetiminde aktif olarak kullanıldığı bu dönemde, güvencesiz çalışma geçmiş yıllara oranla daha fazla yaygınlaşmış durumda. Zincirleme olarak birbirini izleyen üç aylık OHAL süreçlerinin kapitalist sınıf için bulunmaz bir nimet olduğu söylenebilir. Yine aynı raporlara göre, ölümlerin yoğunlaştığı işkollarının başında inşaat, taşımacılık, tarım, metal, madencilik, ticaret/büro ve konaklama geliyor. Burada dikkatinizi özel olarak inşaat sektörüne çekmek istiyorum. 2012 yılında, her iki Van depreminden hemen sonra Van inşaat sektöründe gerçekleşen iş cinayetleriyle ilgili bir yazı yazmıştım (okumak isteyenler için linki makalenin sonuna ekliyorum). O yazımda da inşaat sektörünün sağ popülist hükümetler açısından taşıdığı önemi özel olarak vurgulamıştım. İnşaat sektörü, elle tutulur bir iş yapmaksızın sanki çok iş yapıyormuş gibi görünmek konusunda biçilmiş kaftandır. 6 yılda değişen bir şey yok; Van da dahil olmak üzere koca bir ülke yıkılıp baştan yapılıyor sanki. Müteahhitlerin talan etmediği bir şehir neredeyse kalmadı. Talan arttıkça iş cinayetlerinin sayısı da artıyor. Korunaklı, havuzlu, bahçeli, birbirinin tıpatıp aynısı sitelerde ve dairelerde yaşamanın bir bedeli var ve o bedel özellikle ucuz işgücü olarak doğudan batıya göç etmek zorunda kalan/bırakılan kürt işçi sınıfının kanıyla ödeniyor. Devlet inşaat sektörünü yoz anlamıyla “gelişme”nin dinamiği olarak palazladıkça halk banka kredileriyle borçlandırılıyor. Birçok kişinin neden yeni bir ev aldığı ya da almak zorunda kaldığı konusunda kaydadeğer bir fikri bile yok. Kapitalizmin arzu ve ihtiyaç ekonomisinin muazzam bir örneği! Talep arttıkça sektördeki yatırımlarda artıyor vs. Bu denklemdeki ölümler ise birer istatistikten fazlası değil. 2017 yılında, batı illerinde çalıştıkları inşaatlardan düşerek hayatını kaybeden Vanlı işçileri hangimiz tanıyoruz?: Cihan Bulut, Tugay Yurdal, İbrahim Deniz,Ercan Topuz, Caner Ege, Faruk Çakan, Remzi Ersu. İlahi Komedya kitabında, Dante cehennemin kapısına yazılmış bir yazı görür ve dehşete düşer bu yazıyı okuduğunda: “Buradan gidilir acılar kentine, buradan gidilir bitmek bilmeyen acıya, buradan gidilir yitmiş insanların arasına”. Birileri başkaları için cennetin duvarlarına tuğla koyarken kendi cehennemini de üretiyor. 

 

YORUM EKLE