Tarihe Bakmadan

Artık tartışmasız olarak kabul edilmelidir ki, tarihe bakmadan, tarihle yüzleşmeden ileriye yürümenin imkânı yok.
Tarih derken yalan ve hamasetlerle dolu resmi manipülasyonlardan değil, yaşamın kendi gerçekliğinden bahsediyorum.
Söz gelimi resmi yalanlara baktığımızda göreceğimiz tek şey Sezarların devasa heykelleri, ne kadar yakışıklı, yetenekli ve tanrısal varlıklar olduklarıdır.
Ya da Jokey kulübüne binici seçercesine İskenderlerin mi yoksa Atillaların mı daha iyi ata bindikleri veya mal varlıklarının kıyaslanmasıdır.
Kendi adıma tüm yasakçılar, yok ediciler, kan dökücüler, zalimler, diktatörler hep aynıdır.
Birini diğerine ehveni şer diyerek tercih etmem.
İster uzun veya kısa boylu, ister mavi, yeşil ya da kara gözlü olsun.
Hiçbirisi diğerinden farklı değildir
Çünkü yaşamın gerçekliği bize görünenden farklı bir tarihin varlığını gösteriyor.
Görülmesi gereken, kimlerin daha iyi ata bindiği, kimlerin daha karizmatik, yakışıklı oldukları değil, atların, heykellerin, gösterilerin masrafının kimlerin sırtına yüklendiğidir.
Devasa, erişilmez şatolarda keyif çatan muktedirlerin kimi veya kimleri temsil ettiğidir.
Örneğin bu tanrı kralların emrinde ki orduların tiranlara karşı halkları mı yoksa halklara karşı tiranları mı koruyup korumadıklarıdır.
Aslında bu son sorunun yanıtı, tanrı muktedirlere boyun eğmeyi ibadet sanan ezik kalabalıkların duruşunda da gizlidir.
Zira yaşamın kendi tarihi bile benim kralım senin kralını döver yarışında ki eziklerin arasında çaresiz kalıyor.
Evime bir kilo domates bile alamıyorum diye ağlayan kalabalıkların hala muktedirlerini yarıştırma gayretleri karşısında tarih nasıl çaresiz kalmasın ki.
Esas olarak da muktedirlerin nefes boruları kendilerine tapan ve tapınan bu ezik güruhlardır.
Ve muktedirler de nefes borularını hep canlı tutmayı çok iyi biliyorlar.
Tarihin dününden yarınlarına giden yolda tapmayan, tapınmayan tüm özgür ve zelal yüreklere tek değil tüm dillerden SELAM OLSUN.

YORUM EKLE