SÖZ GELİMİ HERHANGİ BİR ÜLKE.

Dünya haritasının üzerinde herhangi bir ülke seçip o ülkenin yetkililerine ve bireylerine sorsam ve yanıtlarına baksam:
-Ülkenizde eğitim sorunları var mı? 
-Hukuk, adalet işliyor mu? Düşünce ve ifade özgürlüğü var mı?
-Sağlık sorunları, can güvenliği, geçim derdi var mı?
-Trafik, çevre, beslenme sorunları, kadına şiddet, yasaklar, baskılar, çocuklara tecavüz var mı?
Ve yanıtların hepsi evet var şeklinde olursa, o ülke de akıl ve vicdan sınırları içinde yapılacak şey bu sorunları gidermek için kafa yormak, çözüm üretmektir.
Ama her nedense dünyanın tanıdık bir coğrafyasında ve de ne hikmetse bireylerin böyle bir problemi yok sanki.
Sorunları çözmekle görevli yetkili ve makamlardan sürekli ağlayan sıradan vatandaşlara kadar ölümlere, savaş naralarına alkış tutmaktan başka bir şey yapmıyorlar.
Meclisinden esnafına, üniformalısından siviline kadar tek tip kafa yapısı, tek tip cümlelerle aynı simgelerin etrafında tur atıp duruyorlar.
Ölüm sayılarından keyif alıyor, kim daha fazla bağırıp çağırıyor, tehdit ediyorsa en iyi lider, en iyi yönetici olarak kutsuyorlar.
Katıldığım son iki kitap fuarında da bunu içim acıyarak izledim.
Bir asırdır bu ülkeyi acı ve yasa boğan simgelerin kitapların önüne geçtiğini gördüm.
Okumayan, okuyamayan, okumak istemeyen bir toplumun geldiği nokta ne yazık ki bu.
Yaşamı değil ölümü, öldürmeyi seçmek, inkâr ve yasakları savunmak sözgelimi herhangi bir ülke de nasıl karşılanır bilmiyorum ama tanıdık, bildik bir ülke de maalesef itibar görüyor.
Bu yüzdendir ki o tanıdık ülke de yüz yıldır değişen bir şey yok.
Var olan değişimler de ileriye değil geriye doğru değişiyor.
Yaşamı geriye, karanlıklara değil, ileriye, aydınlık yarınlara taşıyacak tüm zelal yüreklere tek değil tüm dillerden SELAM OLSUN.

YORUM EKLE