‘700. HAFTADA ANNELERİN SESİNE SES VERİN’

Cumartesi Anneleri, oturma eylemlerinin 700'üncü haftasına giriyor. Türkiye'nin en uzun soluklu eylemine katılım çağrısı yapan İHD Gözaltında Kayıplar Komisyonu üyesi Sebla Arcan, 700 haftadır Türkiye'nin demokratikleşmesi için mücadele ettiklerini dile getirdi.

‘700. HAFTADA ANNELERİN SESİNE SES VERİN’

Türkiye’de bir politika olarak uygulanan ve 1990’lı yıllarda yoğunlaşan gözaltında kaybetmeler yeni bir arayışın başlangıcı oldu. 1995 yılında devlet yetkililerinin ve ana akım medyanın sessizliği karşısında kayıplarının akıbetini arayanlar seslerini duyurmak için Taksim'de bulunan Galatasaray Meydanı önünde sessiz oturma eylemi başlattı. Başta Las Madres de Plaza de Mayo annelerinden olmak üzere dünyanın farklı ülkelerinde gerçekleşen annelerden ilham alan kayıp yakınları Cumartesi Anneleri, bütün müdahalelere rağmen yakınlarını aramaktan vazgeçmedi. 700 haftadır umutlarını yitirmeden her hafta Galatasaray Meydanı’nı mesken eden Cumartesi Anneleri, faillerin yargılanmasını bekliyor. 

‘KAYBETME DEVLET POLİTİKASI HALİNE GELDİ’

Cumartesi Anneleri eylemini başlatan komisyon içinde yer alan İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplar Komisyonu üyesi Sebla Arcan, komisyonun ilk olarak 1995 yılında kurulduğunu belirtti. Türkiye’de gözaltında kaybetmenin çok eski tarihlere dayandığını belirten Arcan, “12 Eylül ve sonrası gözaltında kaybetme Türkiye’de sistematik olarak insanlığa karşı işlenmiş bir suç olarak tarihe geçti.1990’lı yılarda ise gözaltında kaybetme bir devlet politikası olarak sistematik olarak uygulanmaya geçti” dedi. 

İLK OTURUM 27 MAYIS 1995'TE YAPILDI

Kaybedilmelere karşı İHD’nin 1992 yılında “Kayıplar bulunsun” diye bir kampanya başlattığını hatırlatan Arcan, Cumartesi Annelerinin 1995’te başlayan ilk eylemini şu sözlerle aktardı: “1994 ve 1995’li yıllar en çok kaybın yaşandığı yıllardı. İHD’ye ulaşan verilere göre 500 insan gözaltında kaybedildi. Kayıplar ağırlıkta OHAL’in uygulandığı bölgelerdeydi ama Edirne’den Ankara’ya, İzmir’e kadar Türkiye’nin dört bir yanında insanlar kaybedildi. Kayıpları aramak aynı zamanda kaybedilme nedeni olarak karşımıza çıkıyordu. Hukukun işlemediği, başvuruların sonuçsuz kaldığı bir dönemdi. Savcılıklara yapılan başvurularda ‘Türk polisi işkence yapmaz, kimseyi kaybetmez’ cevabı verilerek dosyalar kapatılıyordu. Yüzlerce insan kaybediliyordu ama medya sessizdi. Kayıplarla ilgili haber yapan Özgür Ülke gazetesi bombalandı. Yine gazeteci Ferhat Tepe gözaltında kaybedildi. Sesimizi duyuracak mecra kalmamıştı. Emine Ocak'ın oğlu Hasan Ocak'ın 21 Mart 1995'te gözaltına alınması ve 58 gün sonra işkenceyle öldürülmüş bedeninin Kimsesizler Mezarlığı'nda bulunmasıyla ana akım medyada yer bulduk. Bunun üzerine büyük çoğunluğunu kadınların oluşturduğu kayıp yakınları bir araya gelerek, yaşananları insanlara duyurma ihtiyacı duydu. İlk defa 27 Mayıs 1995’de Galatasaray Meydanı’nda sessiz oturma eylemi başladı.” 

OTURMA EYLEMİYLE KAYBEDİLMELER DURDURULDU

Türkiye için yeni bir eylem tarzının başladığına dikkat çeken Arcan, ilk oturumda yetkililerin ne yapılmaya çalışıldığını anlamadığını ve tepki veremediğini söyledi. Arcan, “30 kişiyle başlayan sessiz eylem Türkiye’de gözaltında kayıpların önüne geçti. Eylem sonucunda insanların kaybedilmesi durduruldu ve hem Türkiye hem de dünyaca ünlü sanatçılar Cumartesi Annelerini ithafen şarkılar yaptılar. Devlet görevlileri uluslararası katıldıkları toplantılarda anneler ile ilgili sorulara maruz kalmaya başladılar. Anneler ile birlikte hem yurtiçinde hem de yurtdışında kamuoyuna gözaltında kaybedilenleri taşımayı başardık” dedi. 

HER HAFTA POLİS SALDIRISI 

Oturma eyleminin kamuoyunda yankı bulmasıyla birlikte devlet yetkililerinin zor durumda kaldığını ifade eden Arcan, 1995-1999 yıllarında her Cumartesi saat 12.00'de "Kayıplar son bulsun, kayıpların akıbeti açıklansın, kaybedenler bulunsun ve yargılansın" talebiyle Galatasaray Lisesi önünde oturduklarını söyledi. 15 Ağustos 1998'de eylemlerinin 170’inci haftasında polislerin saldırısına maruz kaldıklarını hatırlatan Arcan, “30 hafta boyunca polisler tarafından darp edildiklerini ve gözaltına alındıklarını belirtti. 13 Mart 1999'da yaptıkları eylemin 200’üncü haftasında da polislerin saldırısına maruz kaldıklarını aktaran Arcan, eylemlerine ara vermek zorunda kaldıklarını söyledi. 

10 YILLIK ARADAN SONRA YENİDEN BAŞLADILAR 

2009 yılında Ergenekon soruşturmasıyla birlikte yeni bir sürecin başladığını vurgulayan Arcan, “Kayıp yakınları bahsi geçen askerlerin yargılanması için başvuruda bulundu. Hükümet tarafından şaşırtıcı bir biçimde soruşturmalar başlatıldı. Gerçekten etkin bir soruşturma başlatıldı ve fezlekeler oluşturuldu. Bir süre bu devam ettikten sonra Ergenekoncular, Balyozcular ile hükümet arasında yapılan anlaşmayla soruşturmalar hukuka uygun olmayan bir biçimde beraatlarla sonuçlandı. Görevli askerler, nasıl talimat aldıklarını, cenazeleri nasıl defnettiklerini anlattı, ciddi tanıklar ve suçlamalar olmasına rağmen rütbeli askerler ceza almadan dosya kapatıldı. Bugün Tweet attıkları için yargılamalar yapılırken, o gün 13 kişinin kaybedilmesinden sorumlu tutulan üst düzey subaylar duruşmalara gelmeden karar çıkarıldı. Bizde buna karşı 10 yıllık aradan sonra 31 Ocak 2009'da Cumartesi oturmalarına yeniden başladık” diye belirtti. 

TÜRKİYE’NİN EN UZUN BARIŞILCIL EYLEMİ

23 yıldır adalet arayışlarının devam ettiğinin altını çizen Arcan, “700’üncü haftasına geldiğimiz eylem Türkiye’nin en uzun soluklu, dünyanın ise 2 bin haftasını aşan Las Madres de Plaza de Mayo annelerinden sonra en uzun süren barışçıl eylemi. İnat ve kararlılık isteyen eylemlilik dünyanın bütün ülkelerinde olduğu gibi asıl yürütücüleri kadınlar. Kadınların ısrarı ve inadı mücadeleyi uzun soluklu bir mücadeleye çevirdi” dedi. 

‘700. HAFTADA ANNELERİN SESİNE SES VERİN’

Cumartesi eylemlerinin sadece kayıpların bulunması ve faillerin yargılanması için yapılmadığına vurgu yapan Arcan, şunları söyledi: “Bu mücadele aslında Türkiye’nin demokratikleşme mücadelesi, adalet ve barış mücadelesidir. Özgür, eşit ve adil bir ülke yaratma mücadelesidir. İnsan haklarına dayanan bir yönetim yoksa temel hak ve özgürlükler yoktur. Bu adaletsizlik sadece Cumartesi Annelerini bağlayan bir adaletsizlik değil. Bir ülkede ya herkes için adalet vardır ya da hiç kimse için yoktur. Galatasaray Meydanı’na gelmeyen adalet Türkiye’de hiç kimse için gelmeyecektir. Cumartesi Annelerinin bütün ısrarı başka annelerin bu acıyı yaşamamasıdır. Kendine insanım diyen herkesin bu mücadeleyi sahiplenmesi gerek. Türkiye’nin demokratikleşmesi için adalet ve barış istemek zorundayız. Özgür, onurlu, eşit bir yaşamı talep eden herkes 25 Ağustos’ta annelerin sesine ses vermeye bekliyoruz.”

YORUM EKLE