Mihrican Zorlu Günok : İnsan Onuruna Yaraşır bir Yaşam İdealine Karşı Yaşam Çürütücü Yandaşlık

İnsan onuruna yaraşacak ve dahası onu gerçekleştirecek bir yaşam pratiği nasıl olmalı ve ne şekilde kurulmalı?”

Mihrican Zorlu Günok : İnsan Onuruna Yaraşır bir Yaşam İdealine Karşı Yaşam Çürütücü Yandaşlık

“İnsan onuruna yaraşacak ve dahası onu gerçekleştirecek bir yaşam pratiği nasıl olmalı ve ne şekilde kurulmalı?” gibi soruların cevabını birkaç maddede özetlemek zordur. Hiç şüphesiz; beslenme, barınma, sağlık, eğitim, çalışma gibi unsurların niteliksel yönleri ve toplamları böylesi bir yaşam pratiğinin çerçevesini oluşturur. İyi ve yeterli ölçüde beslenebilen, elverişli koşullara sahip bir konutta yaşayabilen, sağlık ve eğitim hakkından gerektiği kadar faydalanabilen, kişisel yeterliliği ölçüsünde kendine uygun bir işte çalışabilen ve ihtiyaç duyduğu kadar sosyalleşebilen insanların onurlu bir yaşam idealine biraz olsun yaklaşabildiği söylenebilir.

Öte yandan bir ülkenin yurttaşı olan insanlar bu ideali, kısmi de olsa, talep edebilecekleri bir merci olarak karşılarında devleti bulurlar/bulmalıdırlar. Yurttaşların daha iyi ve insani bir yaşama dönük talepleri özünde oldukça zararsız ve normaldir ancak, devletin adım adım liberalleştiği; sosyal politikalar kapsamındaki rollerini serbest piyasaya devrettiği; kamusal hizmetleri halka bir lütuf, kimi zaman bir borç olarak sunduğu ve bunun karşılığında halkı şükretmeye davet ettiği; yurttaşlıktan ziyade “kul olma” vurgusunu ön plana çıkardığı bir ortamda bu talepler kolaylıkla kriminalize edilebilir. Burada talep eden değil, yetinen halk bir ideal olarak tanımlanır. Talep eden halkın beraberinde getirdiği yurttaşlık bilinci devlet yönetiminde söz sahibi olacak/olabilecek öznelerin çoğulluğuna işaret eder çünkü. İktidarın yetinen halktan beklediği ise; devlet yönetimine talepkar bir yurttaşlık bilinciyle ortak olmak değil aksine devlet yönetimiyle arasına mesafe koymak suretiyle ona verilenlerle idare etmesidir.

Devlet yönetiminden uzaklaştığı ölçüde kendini daha fazla devletin sahibi gibi görme yanılsamasına kapılan bu yetinen kitle, yaşadığı ülkedeki gerçek sorunların ve sıkıntıların yapay gündemler yaratılması suretiyle bilinçli olarak göz ardı edilmesine de katkı sunar. Bu anlamda yetinen halkın, tevekkül eden kitlenin, eleştiri/öz eleştiri düşmanı yandaş ordusunun üretilmesi talepkar yurttaşları kendine rakip ve devletin potansiyel ortağı gibi gören iktidarlar açısından zaruridir. Yandaş üretimi insan onuruna yaraşır bir yaşam talebinin çürütülmesidir ve iktidarlar sık sık bu çürümüşlüğü arzular.

Yaşam çürütücü yandaşlar çöp öğütücüsüne benzerler; hak kavramına ilişkin algılarını belirleyen temel faktör önlerine bırakılan (ve duruma göre artıp azalan) artık miktarıdır. Daha fazlasını düşünemezler, düşünmek istemezler. Örneğin; bir yaşam çürütücü neden yaşadığı ülkede, bölgede ya da şehirde işsizlik ve yoksulluk oranlarının yüksek; eğitim kalitesinin ve okullaşma oranlarının düşük, sağlık hizmetlerinin yetersiz olduğunu sorgulamaz. Neden “ben ya da bu şehirde yaşayan diğer insanlar daha yüksek bir yaşam standartına sahip değil?” diye düşünmez ancak, kadınlarla erkeklerin aynı otobüse biniyor olmalarını dert eder. Talep edecek onca şey varken o kalkar, kendi hastalıklı perspektifinin bir gereği olarak kadınların namusunu korumak söylemi üzerinden devletten “pembe otobüs” dilenir ve kendisine benzeyen diğer çürütücüleri de bu dilenciliğe davet eder. Evet, yetinen ve çürüten yandaş talep etmez, dilenir. Çünkü tanrısallaştırdığı politik iktidar karşısında kendisi bir dilenciden fazlası değildir, olamaz da.

İşte sağlıklı her bir bireyin ve muhalif kanadın uzak durması gereken ve bir umutla “belki de politik mücadele saflarına kazandırılır?” diye kapısının önünden bile geçmemesi gereken bu kitledir. Bir torba domatesin içindeki tek bir çürük bile diğerlerinin sebebi olabilir. Kendisini mevcut iktidarın karşısında tanımlayan oluşumların yetinen ve çürüten halkla arasına mesafe koyması ve mevcut enerjiyi karşılık alabileceği yerlere yönlendirmesi zorunludur. Bize yoldaşlık yapacak, bizim kendilerine yoldaşlık yapacaklarımız; talep etmekten çekinmeyen, çürüten yandaşlıkla arasına mesafe koymuş bir kitle olmak zorundadır. İnsan onuruna yaraşır bir yaşam idealini hep birlikte korkmadan, cesaretle savunan insanların birlikteliği ancak ufukta gelecek yıllara dair bir ümidin doğmasını sağlayabilir.

YORUM EKLE