İdlib’de Türkiye’nin işi zorlaştı

Türkiye’nin Menbiç ve Fırat’ın doğusuna operasyon için seferber olduğu esnada, Halep’in batısı, Hama’nın kuzeybatısı ve Lazkiye’nin kuzeydoğusundan bazı kısımları da içeren “İdlib Gerilimi Düşürme Bölgesi” trajik gelişmelere sahne oldu.

İdlib’de Türkiye’nin işi zorlaştı

Türkiye’nin Menbiç ve Fırat’ın doğusuna operasyon için seferber olduğu esnada, Halep’in batısı, Hama’nın kuzeybatısı ve Lazkiye’nin kuzeydoğusundan bazı kısımları da içeren “İdlib Gerilimi Düşürme Bölgesi” trajik gelişmelere sahne oldu.

Astana ortaklarının “terör örgütü” sayıp elimine edilmesi konusunda mutabık kaldıkları Heyet Tahrir El Şam (HTŞ) Türkiye’nin Ulusal Kurtuluş Cephesi (UKC) altında birleşmelerini sağladığı örgütleri silip süpürdü. Nureddin Zengi Hareketi’nin Daret İzze’de HTŞ’den beş savaşçıyı öldürmesin ardından, 1 Ocak’ta başlayan çatışmalara Ahrar El Şam, Sukur El Şam, Suvvar El Şam, Beyarik El İslam gibi örgütler de katıldı. Sonuç hüsran oldu: UKC bileşenleri 10 günde 90’a yakın yerde kontrolü HTŞ’ye kaptırdı.

Rusya ve Türkiye’nin 17 Eylül’de Soçi’de vardığı mutabakatı tamamen zora sokan yeni süreçte oluşan son tablo şöyle:

2 Ocak’ta HTŞ, Daret İzze, Kfar Tin, Urum El Kübra, Han El Asal ve Maklabis’i ele geçirdi. Nureddin Zengi, tanklar dâhil onlarca aracı yollarda bırakarak Zeytin Dalı Harekâtı’nın kontrolündeki Afrin’e sığındı. Buna misilleme yapan UKC ise İdlib’in güneyinde üç yeri HTŞ’den aldı. Farklı yerlerde çatışmalar sürerken HTŞ, 3 Ocak’ta Hama kırsalında dört yeri daha ele geçirdi. İdlib ve Hama kırsalındaki çatışmalara paralel olarak 4 Ocak’ta HTŞ bu kez Halep’in batısındaki Sinhar, Hota ve 111’inci Alay Üssü’nü (Şeyh Süleyman) zapt etti. Şeyh Süleyman, Nureddin Zengi’nin ana karargâhıydı. 6 Ocak’ta ise Atarib’de Suvvar El Şam ve Beyarik El İslam örgütleri teslim bayrağını çekti. İki örgütten bin savaşçı anlaşmayla şehri terk etti. 9 Ocak’ta Ahrar El Şam, Hama kırsalındaki El Gab Ovası ve Şahşabu Tepesi’ni HTŞ’ye teslim etti. HTŞ ile imzaladığı anlaşma ile Ahrar El Şam bu iki bölgede kendini feshetti.

İdlib’in güneybatısında çatışmalara katılmayan Ceyş El İzze dışındaki bütün örgütler alanı HTŞ’ye bırakmış oldu. Sadece İdlib’in güneyinde 33 yer HTŞ’nin kontrolüne geçmiş oldu. Bir diğer kritik gelişme Halep-Hama-Humus-Şam yolu (M-5) ile Halep-Lazkiye (M-4) yol güzergâhında yaşandı. HTŞ iki yol üzerindeki kontrolünü artırdı. Böylece HTŞ ve ona paralel cihatçı örgütlerin İdlib’deki kontrol alanı yüzde 80’i buldu.

Eriha ve Maaret El Numan’ı da kuşatan HTŞ, yerel halkın protestoları ile karşılaştığı bu iki yere şimdilik girmedi.

Çatışmaların onuncu gününde taraflar ateşkes anlaşması imzaladı. Buna göre taraflar yollara kurulan barikat ve kontrol noktalarını kaldıracak, karşılıklı olarak esirler bırakılacak ve HTŞ’nin girmediği Eriha ve Maaret El Numan’ın yanı sıra son 10 günde ele geçirilen bütün yerlerde idare, HTŞ’nin sivil uzantısı olan Kurtuluş Hükümeti’ne bırakılacak.

Geçmişte de buna benzer anlaşmalar imzalanmış ve kısa sürede bozulmuştu. Bu kez de anlaşma bozulursa HTŞ geri kalan bölgelere de girebilir. Tabii Türkiye müdahale etmezse.

Bu gelişmelerin Türkiye’yi yakından ilgilendiren tarafına gelince: Artık Türkiye’ye yaslanan sınırlar tamamen HTŞ’nin elinde. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) Soçi mutabakatı ile İdlib’in etrafına kurduğu gözetim noktalarının çoğu HTŞ ile çevrilmiş oldu. Türkiye’nin hem rejime karşı “kurtarılmış bölgeleri” tutma stratejisinde hem de Soçi mutabakatı gereği HTŞ’nin tasfiye edilmesi hedefinde bel bağladığı UKC, bekleneni karşılamadı. Hâlbuki Nureddin Zengi gibi birkaç örgütün ayrılmasıyla binlerce savaşçısını kaybeden HTŞ’nin Soçi mutabakatının etkisiyle daha da zayıflayacağı öngörülüyordu. Mutabakata göre İdlib’in etrafını çeviren tampon bölgede bulunan HTŞ güçlerinin çekilmesi gerekiyordu. Geçen kasımda BBC’ye konuşan Türk güvenlik kaynaklarına göre bu süreçte HTŞ’nin savaşçı sayısı 17 binden 12 bine gerilemişti.

Türkiye, kendi askeri gücünü kullanmadan sahada vekil güçlerle yürüteceği operasyonlar yoluyla ve Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) ince müdahaleleri ve diğer müzakere mekanizmalarıyla Soçi mutabakatında ilerleme sağlayabileceğini düşünüyordu. Fakat son tablo ile birlikte Türkiye’nin Soçi’de üstlendiği görevlerle ilgili ciddi bir durum oluştu. Terör örgütleri ve ağır silahlardan arındırılması gereken tampon bölge önemli ölçüde HTŞ’nin eline düştü. Ayrıca 2018 sonuna kadar M-5 ve M-4’ün açılması taahhüt edilmişti. Türkiye şimdi sözünü tutmak için ya duruma müdahale edecek ya da Rusya ve Suriye’nin ertelediği büyük operasyona geçit verecek.

Türkiye’nin son 10 günde gelişmeleri sessizce izlemesi bazı kuşkulara da yol açtı: “Türkiye neden UKC’yi yalnız bıraktı?” soruları sorulurken “Ruslarla bir anlaşma mı yapıldı?” senaryolarına dikkat çekiliyor.

Olası senaryolardan biri, Türkiye’nin Menbiç’e karşı İdlib’i gözden çıkardığı yönünde. Diğeri ise Soçi mutabakatının gereğini yerine getirmek, nihayetinde cihatçı örgütlerin düşmanlığını üzerine çekmek anlamına geleceği için Türkiye bunu yapmak yerine Rusya’nın önünü açmak zorunda kalacak. Ruslarla bu minvalde pazarlık ihtimali dışlanmasa da Türkiye’nin müdahaleden kaçınması Suriye sahnesinde şimdiye kadar izlediği genel stratejiye çok da ters değil.

Türkiye, 2014’te sınırlarına yaslanan İslam Devleti (İD) ile Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) arasındaki çatışmalara bile doğrudan müdahale etmemiş, bunun yerine “müttefik” tarafa desteğini artırmak suretiyle durumu etkilemeye çalışmıştı. Aynı taktik, İdlib’i ele geçiren Fetih Ordusu’nun bileşenleri daha sonra birbiriyle savaşırken de uygulanmıştı. Elbette öncekilerden farklı olarak şimdi 12 gözlem noktasıyla sahada olması beklentileri artırıyor.

Yine de Türkiye üstlendiği taahhütlere rağmen HTŞ’ye karşı güç kullanmayı bir seçenek olarak önüne hiçbir zaman koymadı. Sahadaki ayarlamalar için ikna ve caydırma kabiliyetine güvendi. Buna karşılık Türkiye sınırlarından beslenen HTŞ de TSK’nin gözetim noktalarına izin verdi, Türk ordusuna sahada eskortluk yaptı. Bu, HTŞ’nin Türkiye’nin Rusya ile koordinasyon içinde sahaya yön vermesine ya da muhalif güçleri Kürtlere karşı seferber etmesine göz yumduğu anlamına gelmiyor.

HTŞ’nin şeyhlerinden Ebu El Yakzan El Masri, Fırat’ın doğusuna operasyona katılanları eleştirirken “laik ordu ile ateist parti arasındaki bir savaşta yer almanın İslam’da yeri olmadığını” söylemişti. Bu tavra bağlı olarak Suriye Ulusal Ordusu Sözcüsü Yusuf Hamud HTŞ’yi, muhalif güçleri üzerine çekerek Menbiç ve Fırat’ın doğusundaki olası harekâta katılmasını engellemeye çalışmakla suçladı. Fakat bu çatışmaları kışkırtan şeyin Ahrar El Şam ve Nureddin Zengi’nin HTŞ’yi hedef alan eylemleri olduğu da bir gerçek. HTŞ 3 Aralık’ta Suriye ordusunun güneyden askeri tahkimat yapmasına paralel olarak Ahrar El Şam’ın kendi bölgelerini ele geçirmeye kalkıştığını ve çıkan çatışmalarda ölenler olduğunu açıklamıştı.

Arka planda gizli bir oyun olsun ya da olmasın nihayetinde yaşanan gelişmeler, Türkiye’nin cihatçı rezerv alanına dönüşen İdlib’e daha fazla kalkan olamayacağı bir sonuç doğurdu.

Fehim Taştekin

Kaynak: http://www.al-monitor.com/pulse/tr/originals/2019/01/turkey-syria-idlib-mission-gets-tougher.html#ixzz5cXHvFSgZ

Güncelleme Tarihi: 14 Ocak 2019, 20:07
YORUM EKLE