Ayşe Minaz yazdı : KÜRESELEŞME ÇAĞINDA YERELİN GÜCÜ

Küreselleşme olgusu son çeyrek yüzyılda sıklıkla hayatımıza sirayet eden, hayatımızda dönüşümler yaşatan, bir çok mekanizmayı etkileyen ve adeta “tarihi hızlandıran” yeni bir “imparatorluk çağı” (A. Negri) yaşatmaktadır.

Ayşe Minaz yazdı : KÜRESELEŞME ÇAĞINDA YERELİN GÜCÜ

Küreselleşme olgusu son çeyrek yüzyılda sıklıkla hayatımıza sirayet eden, hayatımızda dönüşümler yaşatan, bir çok mekanizmayı etkileyen ve adeta “tarihi hızlandıran” yeni bir “imparatorluk çağı” (A. Negri) yaşatmaktadır. Küreselleşmenin kapitalist üretim biçimiyle beraber devasa şirketler eliyle dünyanın tüm alanlarına pazarlar kurması ve malların serbest dolaşımı için adete ulus sınırlarını aşması, beraberinde yeni bir hukuk, siyaset, sosyolojiyi vb disiplinlerde zorunlu bir dönüşümü zorunlu kılıyor. Özellikle dijital teknoloji alandaki gelişmeler bu hızlandırmayı artırarak zamanın artık rakamlar ile ifade edilmesini bile imkânsız kılıyor.

Küreselleşmenin bütün bu kapsayıcı ve yayılmacı tutumuyla bir yandan “kültürün küresel türdeşleşmesi” (Hannerz) mantığıyla bir tüketim toplumu yaratılıp, tüketim dışındaki alanlarda da, yerele de aynı zamanda kendini yaşatma hakkı da sunuyor. Küreselleşme her ne kadar tüketim toplumu için bir ağ yaratsa ve tüm toplumları bu ağın içine çekmeye çalışsa da aynı zamanda kültürel-özgül kimlik, yerelin folkloru- ve dili anlamında bir esneklik yaratarak yerele de ihtiyaç duyuyor.

Küreselleşmenin yarattığı tekel karşısında yeni direniş alanları da beliriyor: Feministler, çevreciler, insan hakları savunucuları, kültürel hak savunucuları, yoksullaşan kesimler, devrimciler, vb. yapılar “küresel ulus ötesi şirketlerin veya küresel uluslar üstü çeşitli kuruluşların” çevre tahribatına, kadın hakları ihlalleri ve insan hakları ihlallerine, ekonomik yoksunluğa karşı tepkiler gösteriyor, direniş alanları sergiliyor.

Küreselleşme sürecinde “ulus devletlerin egemenlik sınırlarının yeniden tanımlandığı” aynı zamanda devletlerinde de küçültüldüğü; devletin egemenlik düşüncesinin beslendiği bir çok alanda sınırlandırmaların yaşandığı durumlar gelişiyor. Bunlar yeniden üzerinde konuşulacak, tartışılacak alanlar olarak karşımıza çıkıyor. Devletlerin, yönetimi-merkezi yönetimi kendinde topladığı, tek merkez olma konumu sorgulanıp yetkilerin yerele devredilmesi çalışmaları kamu yönetimi açısında bir tartışamaya açılıp ve hayata geçirilmeye açık durumlar olarak karşımızda duruyor.

Türkiye’de kısmı tartışılan ve küçük rütüşlerle devredilmesi düşünülen kamusal yönetim mekanizmaları, ideolojik-milliyetçi saiklerle sürekli ertelenmekte ve bu konuda otoriter tavırlar sergilenmektedir. Bu durum Türkiye’yi yalnızlığa itmekte, otoriter rejim ve yönetimlere açık hale getirmektedir. “Katı olanın buharlaştığı” (M.Berman) küresel çağda Türkiye’nin Mülki idari - yerel yönetimler- dönüşümünü yapmaktan başka seçeneği olmayacaktır.

Türkiye Avrupa Yerel Yönetimler Şartını 21 Kasım 1988 imzalamış olmasına rağmen bazı çekinceler bırakmıştır. Fakat daha sonra bakanlar kurulu kararı ile bazı maddelerini yeniden onaylamak zorunda kalmıştır. Maalesef yetkilerin devri konusunda tam dönüşümü bir türlü yapamamış ve merkezi yönetim anlayışından vazgeçmek istememiştir. Merkezi yönetim yeni çağın yönetim tarzına uzak olup, sorunları çözmede yetersiz kalan ve otoriterleşme eğilimlerini artıran “arkaik” bir yönetim olarak varlığını uzatmaya devam etmektedir.

  1. çağında kentlerin giderek büyümesi kent yöneticilerini büyüyen kent ve büyüyen sorunlarla karşı karşıya bırakmaktadır. Yerel yönetimler, “bir yandan mevcut hizmetleri daha iyi ve yaygın olarak sunmak zorunda kalırken, diğer yandan da yeni ve farklı kentsel hizmetlere olan talebi ve ihtiyacı karşılamaya çalışmakta zorlanmaktadır”. (Ökten) Bu bağlamda, giderek artan ve çeşitlenen hizmet talebini, giderek azalan kaynaklarla göğüslemek zorunda kalan yerel yönetimler, gerek yerel demokrasi anlayışı ve buna ilişkin yapılanmalara, gerek ise hizmetin sağlıklı sunumu konusunda yerel mülkü dönüşümün bir an önce sağlanması konusunda ciddi rahatlamalar yaşayacaktır.

Farklı bölgelerin, yapılarına, kültürel, fiziksel ve iktisadi özelliklerine göre yerinden yönetilmesi; ayrıca yurttaşların haklarını en doğrudan ve yerelde kullanımı, gerçek yetkilerle donatılmış yerel yönetimlerin varlığını hem etkili hem de yurttaşlara yakın bir yönetimi sağlayacaktır. Yerelin sözü edilen süreç içinde yeniden tanımlanması ve yetkilendirilmesiyle bir çok sorunun daha kolay çözüleceğine ve hizmete daha kolay erişim sağlanacağı kazanımlar meydana gelecektir. Böylece katılımcı demokrasinin olduğu, özgürlüklerin kullanımının kolaylaştığı ve hizmete erişimin sağlanacağı sağlıklı kent olgusunun hayat bulacağı bir yaşamın şekillenme durumu gerçekleşecektir.

Ayşe MİNAZ/HDP TUŞBA BELEDİYE EŞ BAŞKAN ADAYI

Güncelleme Tarihi: 10 Şubat 2019, 14:47
YORUM EKLE